Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Bireysel Değerlendirmeler / Türk Dış Politikasında İdealizm Ve Realizm

Türk Dış Politikasında İdealizm Ve Realizm

             İlhan Beyazal: Türkiye cumhuriyeti kuruluşu, işleyişi ve dönüşüm süreci, esas itibar ile idealist bir felsefe ile gerçekleştirilmiştir. 1.dünya savaşı akabinde Osmanlı imparatorluğunun dağılmasıyla ulus devlet refleksleri göstererek ortaya çıkması ve bu süreçler içerisinde idealist reformlar ile ortaya konular politikalar Türkiye’nin idealist politikalar kurgulandığının bir göstergesidir. Türkiye’nin kuruluşunun akabinde dış politikasının karakteristik özellikleri de idealist bir temelde yükselmiştir. Bunun en somut örneği “yurtta sulh cihanda sulh” düsturu olmuştur.

Türkiye dış politikası Lozan anlaşması sonrasında yani 1920’ler boyunca uluslararası çözümsüzlüklerin anlaşmalar yoluyla çözüme kavuşturulması anlayışına dayanıyordu. Ancak yeni kurulan genç cumhuriyet iç politikada yeni bir ulus-devlet oluşturma süreci, dış politikada imparatorluk bakiyesinden kalma bir psikoloji ile uluslararası bir aktör olma çabası Türkiye’nin idealist politikalardan  ziyade çatışma ve savaş doğurmuştur.

Türkiye 1950 yılında Kore savaşında,1990 körfez savaşında ve 1990’lardan itibaren kuzey ırakta terörler mücadele çerçevesinde askeri çatışmalarda resmen ve fiilen yer almıştır. Bunun dışında, özellikle 1990’lı yıllarda “etrafımız düşmanlarla çevirili” anlayışı çerçevesinde askeri bir takım güçler kullanmıştır.

Türkiye dış politikası özü itibari ile komşularıyla çatışmacı ve savaşçı bir özellik göstermiştir. 2011 yılından itibaren Türkiye, Suriye politikası, yani Esad’a iç ve dış askeri şiddet unsurlarına destek vererek devirme çabası  ve uygulamaları idealizme uygun politikalar değildir. Yurtta barış dünya da barış ilkesi Türkiye’nin temelli bir dış politika idealidir. Bu idealin bugün Ahmet Davutoğlu ile beraber “komşularla sıfır sorun”, “entegre dış politika”  ve ”ilkesel duruş” gibi kavramlar ile dış politikanın idealize edildiği söylenebilir. Türkiye dış politikasının önemli temellerinden biri de Türkiye’nin ab üyeliği idealidir. Türkiye’nin çağdaş uygarlık seviyesini yakalama arzusu Türkiye’nin batılılaşma ideali ile mümkün olacağı toplumsal, siyasal, ekonomik ve askeri dönüşüm bu ideal ile gerçekleşeceği düşüncesi Türkiye’nin AB ideali ile mümkün olacağı ortaya konmuştur.

Türkiye’nin önemli bir diğer ideallerinde 1980’li yıllarda dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından ortaya konuşan “barış suyu projesi” dir. Bu proje kapsamında Türkiye Ortadoğu ülkelerine zengin su kaynakları sayesinde su satmasını planlamakta bunun karşılığında da bölgeye inşa edilecek su borularına paralel olarak petrol veya doğal gaz boru hatları ile karşılıklı bir bağımlılığın geliştirilmesi sağlanmak suretiyle bölgesel bir entegrasyon ile Türkiye’nin bölgede daha aktif ve etkili bir politika üretebilmesi sağlanacaktır. Son tahlilde de bölgesel barışın sağlanarak yıllarca kaosun hüküm sürdüğü Ortadoğu’ya barış ve istikrarın tesis edilmesi şeklinde idealize ediliyordu.

 

 

Türkiye dış politikası 2002 ve sonrasında yeni dış politika söyleminde idealist kavramsallaştırmalar ile Türk dış politikasına yeni bir üslup ve usul kazandırmıştır.

Türkiye’nin son dönemde idealist dış politika yaklaşımlarında ki en önemli değerlendirmeler Arap baharı süreci sonucunda gelişen Libya ve Suriye krizleridir. Arap baharı süreci içerisinde yer alan bu iki krizin Türk dış politika yapıcıları tarafından ele alınışı ve sonucu itibari ile diğer hadiselerden farklılaşan bir özellik taşımaktadır. İdealist ilkeler ile yaklaşılın sorunların ne şekilde savrulmalara maruz kaldığını ve akabinde realist çizgide nasıl devam ettiğini ufak değerlendirmeler ile ele alacağız.

Türkiye idealist dış politikasının Libya’da kademeli olarak savrulmalar yaşadığı ve uluslararası iradeye teslim olma sürecine girdiğini Libya sürecinde baştaki tutumu ve sonuçtaki tutumu arasındaki değerlendirmeler göz önünde bulundurulursa çok daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Kısaca idealist bir yaklaşım ile soruna yaklaşıp uluslar arası iradenin neticesinde realist bir politikaya sürüklenmesi Türkiye’nin idealist ve realist dış politika meselelerinin tek bir olay üzerinden ne şekilde farklılaştığını net bir şekilde görebiliriz.

Libya sürecinin başında demokrasi ve insan hakları gibi söylemler ile uluslararası güçlerin Libya müdahalesini meşru görmeyen ilkeli bir duruş sergileme çabası içerisinde olan Türkiye, Fransa’nın Libya sürecinde daha etkin ve realist politikalar izlemesi ve Nato’nun Libya müdahalesi Türkiye’nin bu askeri müdahale sürecine dahil olma şeklinde ki bir yaklaşım ile en azından sürecin içerisinde kalarak  Mısır’da idealize ettiği söylemler ile kendini sınırlayarak düşmüş olduğu hataya Libya da kısmen daha az düşmeye çalışmış ve idealist politikadan aşamalı olarak ve etkisini yitirerek realist politikaya sürüklendiği gözlemlenmiştir.

Suriye sürecini ele alacak olursak bölgedeki reel durum; hem bölgenin hem de Türkiye’nin çıkarları Ankara’nın Esed’in yanında durmasını gerektiriyordu. Nitekim Türkiye başından beri bu yönde bir siyaset izlemişti. Ancak ortaya koyduğu insan hakları ve demokrasiyi temel alan idealist dış politika söylemi ve ABD’nin insan hakları ve demokrasi üzerinden yaptığı baskı Türkiye’nin ayaklarına dolaşmaya başlamıştı. Nitekim dönemin başbakanı Erdoğan, aynı konuşmasında ABD’nin BM Güvenlik Konseyinde Suriye’ye yönelik karar hazırlığına dikkat çekip; “BM Güvenlik Konseyini de devreye sokuyor ve şu an orada da hazırlık var. Biz bunların karşısında kalkıp da hala Suriye diyemeyiz”  diyerek Türkiye’nin yönlendirilmeye elverişli kavramlar üzerine bina ettiği idealist politikasının uluslararası baskılara teslim olmaya doğru yani realist bir savrulma yaşadığını; Libya örneğinde olduğu gibi bu örnekte de gözlemlemekteyiz. Bugün gelinen süreçte Suriyeli muhaliflere yapılan silah ve lojistik destek aynı zaman da ABD ile başlatmış oldukları eğit-donat projesi ile askeri anlamda Esed’i devirmeye yönelik girişimlerin Türk dış politikasının Suriye krizin savrulmuş olduğu noktayı görmemiz anlamında büyük önem arz etmektedir.

Türkiye son yıllarda sergilemiş olduğu dış politika perspektifi ile realizm ve idealizm ikilemi arasında git-gel yaşamaktadır. Yukarıda vermiş olduğumuz bir takım örneklerden de anlaşılacağı üzere idealizmin ahlaki ve ilkesel duruşlarının temel alınarak uygulamaya konulduğu politikaların bölgenin reel şartları ve uluslar arası konjonktür gereği savrulmalar yaşamış ve idealist yaklaşımlar ile başlanan bir takım politikalar realist bir tutum ile devam ettirilmiştir.

Türkiye bu tutumunu geçmişten bugüne tarihin birçok döneminde devam ettirmiş Kıbrıs konusundaki baştaki uzlaşıcı ve ilkeli idealist duruşunun akabinde 1974 yılında Kıbrıs’a müdahale etmek zorunda kalmış ve realizmin en önemli unsuru olan askeri güç kavramını kullanmıştır.

Özetle, Türkiye’nin yeni dış politikası gücünü güçten almaktadır, realist bir yaklaşım ile değerlendirildiğinde üslup ve usul, veya söylem ve yöntem olarak yenilenmiş olsa da ancak tabiat ve hedef, veya doğa ve amaç olarak değişmemiştir.

İLHAN BEYAZAL

 

 

 

 

 

Yoruma kapalı.

Dzenleme alidalmis.tk