Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Bireysel Değerlendirmeler / Suriye’de Türk İran Rekabeti

Suriye’de Türk İran Rekabeti

USTAD ortadoğu uzmanı Hasan Mesut Önder

2005 Refik Hariri suikastından sonra uluslararası arenada yalnızlaşan Suriye rejimi, Türkiye ile yakınlaşarak uygulanan izolasyonu kırmayı hedefledi. Bu süreçte Türkiye; uluslararası müdahale olmadan rejimlerin yumuşak geçişle normalleştirilebileceği görüşü doğrultusundan Suriye ile yakın ilişki geliştirdi. Bu yaklaşımın ürünü olarak 2009 yılında Türkiye ve Suriye arasında yüksek düzeyli stratejik işbirliği anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşma kırk farklı alanda işbirliğini içeriyordu. Türkiye’nin bu anlaşma ile varmak istediği hedef, Suriye rejiminin yumuşak güç unsurları aracılığı ile dönüşmesi ve uluslararası sistemden kopmasını engellemekti. Bu bağlamda ekonomik, siyasal ve sosyal işbirliği alanları oluşturuldu. Bu iş birliği sadece alt düzeyde bir ilişki değildi, Suriye devlet iktidarını oluşturan merkez güçleri ekonomik ve siyasi angajmana götürecek düzeyde yakın ve stratejik bir işbirliği idi.

Türkiye tarafından her ne kadar yüksek sesle dillendirilmese de bu politikanın bir diğer hedefi; Suriye’yi İran’ın etkisi ve kontrolünden çıkarmaktı.  Ancak Arap baharı başladıktan sonra yumuşak güç ile rejimi normalleştirme hedefi sekteye uğradı. Bölgedeki jeopolitik dalgalanma Türkiye’yi Suriye halkının yanında yer almaya zorladı. Ancak söylenildiği gibi Türkiye ani dönüş yaparak bu Esad rejiminin gitmesi gerektiği görüşünü savunmadı. Ayaklanma başladıktan sonra Türkiye, Beşar Esad’a reform yapması gerektiği ve demokratik protestoları silah ve şiddet yolu ile bastırmaması gerektiği telkininde bulundu. Türkiye’nin bütün bu telkinlerine rağmen Esad’ın reform sözü verip, daha sonra harekete geçmesini engelleyen etkenler nelerdi? Hangi güçler Beşar’ı kontrol altında tutuyordu. Bu soruların cevapları sorunun anlaşılması açısından önemlidir.

Suriye devlet sistemi üç katmandan oluşmaktadır. Birinci katman Esad ailesi ve bu aileye eklemli Mahluf ailesidir. İkincisi; istihbarat ve güvenlik bürokrasisi, üçüncüsü ise BAAS partisidir. Güç yapısını daha yakından anlamak için ikinci halkada bulunan, politika yapımı ve uygulamada aktif rol alan “gizli figürü” ortaya koymak gerekir.

Bu önemli figür; baba Esad döneminde de aktif görevde bulunan Muhammet Nasıf Hayırbek’tir. Hayırbek, Suriye rejimi ile İran arasındaki temastan sorumlu kişidir. İran ile ilişkileri 1970’lı yıllara kadar dayanır. 1970 de bir Nusayri olan Hafız Esad,  dini açıdan meşruiyet için bazı dayanaklara ihtiyacı vardı. Hafız Esad, Lübnan da ki Şii din bilgini Musa Sadr’ı fırsat olarak gördü. Hafız Esad, Sadr’ın yükselişini destekledi, karşılık olarak, Musa Sadr’da Şii inancında Nusayrilerle ve Şiilerin kardeş olduğunu ifade ederek Hafız Esad’ın ihtiyaç duyduğu meşruiyeti sağlamıştır. Sadr daha sonra Hafız Esad’a Şii dini lider Humeyni ile görüşmesini önerdi İran ile Suriye rejimi arasındaki yakınlaşma bu dönemde başlamıştır. Suriye; İran Irak arasındaki savaş döneminde Irak’a karşı İran’a istihbarat, ve para desteği vermiş , ayrıca devrimden sonra Iranı tanıyan ilk Arap devleti olmuştur. Hafız Esad ile Musa Sadr arasındaki teması kuran kişi Muhammet Nasıf’tır.

Yakın zamanda Suriye’de ayaklanma başladığında Muhammet Nasıf yine sahneye çıkmıştır. Mart 2011 ‘de İran ulusal güvenlik sekreteri Said Celili’nin  Beşar Esada  yaptığı demir perde planının da baş aktörüdür. Bu plana göre; Batının ve bölgesel güçlerin komplolarına karşı İran ve Rusya desteğini önermiştir. Bu plana ihtiyatlı yaklaşan Beşar, daha sonra İran’ın çatışmayı derinleştirmesinden dolayı bu plana angaje olmak zorunda kalmıştır.

 

 Suriye’yi İran Planına Angaje Eden Gelişmeler

2005’den sonra Türkiye’nin Suriye ile geliştirdiği ekonomik angajman politikası en çok İran’ı rahatsız ettiği ortadadır. Şii hilalinin en önemli halkası olan ve aynı zamanda Hizbullah’a olan desteğin geçiş noktası olan Suriye’nin bu jeopolitik hattan koparılması İran’ı yalnızlaştıracaktı. Suriye’deki halk hareketini fırsat bilen İran çatışmanın derinleşmesi için büyük çaba harcamıştır. Türkiye’nin Oğul Esad’a sunduğu reform önerileri ve Faruk Şaran’ın önderliğindeki geçiş hükümeti önerileri İran tarafından sabote edilmiştir. Dönemin Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun  Esad ile yapmış olduğu altı saatlik görüşmeden sonra herhangi bir adım atamamasının temel sebebi Esad’ı çevreleyen İrancı merkez gücün etkisidir.

2011’de Dera’da başlayan ayaklanmalar sonrasında Asıf şevketin ve Faruk Şara’nın muhaliflerle görüşme girişimi yine İran tarafından sabote edilmiştir. Bu görüşmeden sonra Faruk Şara ev hapsinde tutulmuş, Asıf Şevket ise Kasım Süleymani’nin ve Muhaberat’ın organize ettiği Ulusal güvenlik binasının bombalanması olayında öldürülmüştür. Başından beri İran Esadın Türkiye ile olan temasını koparmak için çatışmayı derinleştirmiş ve reform adımlarını engellemiştir.

İran’ın rejim üzerindeki kontrolünden rahatsız olan Rüstüm Gazali ve Hilal Esad’da  Kudüs gücü komutanı Süleymani’nin talimatı ile öldürülmüşlerdir. Bunun yanında Kudüs gücü ve Şii milislerle yakın çalışmak istemeyen alt düzeyde askerlerde infaz edilmektedir. İran’ın bu kadar rahat hareket edebilmesinin temel nedeni nedir? Bu nedenler;

1.  İran ile yapılan nükleer görüşmelerden dolayı Batı’nın Suriye’de reaktif davranması

2. Ortadoğu’da enerji bağımlılığı azalan ABD’nin bölgeden çekilmek istemesi ve gücünü pasifik’e kaydırması

3. Bölgeden çekilirken İsrail’i jeopolitik öteki olmaktan çıkaracak yeni bir ötekinin yaratılması. Bu bağlamda ABD Afganistan ve Irak savaşından bu yana İran’a alan açmıştır. Bu stratejik öngörüsüzlük değilse eğer bir yeni öteki kutup yaratmanın adımlarıdır.

4. Hegemonik güç olmaktan çıkan ABD’nin Ortadoğu’da Şii-Sünni dengesi üzerinden bir jeopolitik denge kurma hedefi

5. Oluşturulmak istenen bu dengenin Küresel hamilerinin de belirlenmiş olması

6. Rusya’nın Amerika’nın bölgeden çıkmak istemesi ile doğan boşluğu doldurması İran’ın bölgede rahat hareket etmesinin temel nedenleridir

Sonuç olarak İran, Türkiye’nin Suriye rejimi üzerinden olan ağırlığını sarmak ve Suriye’yi kontrol altına almak için çatışmayı ve çözümsüzlüğü körüklemiştir. İran’ın ayrıştırıcı politikalarını engellemek için Türkiye’nin Suriye’ deki bütün aktörlerle temas kurmalıdır. Bunun yanında Türkiye, oluşturulmaya çalışılan Şii-Sünni kutuplaşmasını boşa çıkaracak mezhep üstü siyaset izlemelidir. Dengenin bir tarafı olmadan hedeflenen jeopolitik dengenin dengeleyicisi olmak için Suriye politikasında, muhalifleri de denklemin içinde tutacak tüm taraflarla “arka kapı diplomasisi” uygulamalıdır. Bölgede tüm taraflarla diyalog kurmadan oyun kurucu ülke olmak mümkün değildir.

Yoruma kapalı.

Dzenleme alidalmis.tk