• ustadstrateji@gmail.com
  • Mardin, Konya, İstanbul, Turkey
Ahmet Akgül Köşe Yazıları
Bölgede Demografik Dönüşüm Planı mı Var? – 3

Bölgede Demografik Dönüşüm Planı mı Var? – 3

Paylaşmak için:

USTAD Başkanı Ahmet Akgül’ün bireysel değerlendirmesi

Yazımın bir önceki bölümlerinde bölgede zaman içerisinde yaşanan demografik hareketlenmelerden ve dil asimilesine uğramış toplumlardan kısmen bahsetmiştim.

Bu yazımda ise günümüzde geldiğimiz nokta ile Irak, Suriye, Türkiye üçgeninde Kürtlerin özgürlük aşkı kullanılarak yapılmak istenenlerden dilimin döndüğünce bahsetmeye çalışacağım.

Tüm samimiyetimle ifade edeyim ki, bölgede yaşanan sancılı durumun bölgesel muhatabı şayet İslam’ıyla yoğrulmuş ve kavmiyetçi duygulardan arınmış bir muhatap olsaydı,  benim için coğrafi Kürdistan’ın sınırı, değil şu an için çizilen bölge, bunun çok daha ötesinde bir sınırdır.

İçerikten ve samimiyetten emin olduktan sonra isme takılıp kalmanın da kavmiyetçilik yapmak olduğunu bilenlerdenim.

Buna faşizan duygularla itiraz edecek ulusalcı Türk ve Araplar umurumda değil zira bu görüşe dair cesaretimi Türk’ü, Kürt’ü ve Arap’ı izzetli kılan İslam’ımdan alırım.

Teyiden ifade edeyim ki, söz konusu muhatabımız, menfi kavmiyetçilikten tamamen uzak, son günlerin duygularını okşayan dinsiz hareketlerinin cazibesine kapılmamış ve İttihad-ı İslamı kendisine hedef koymuş bir kardeşimiz ise, yeni Selahattin-i Eyyubilerin gelip İslam âleminin lideri ve bu toprakların hâkimi olmasını herkes gibi ben de heyecanla beklerim.

Tıpkı Fatih’in torunlarının veya Hz. Ömer neslinin ecdadından aldığı şuurla yeniden dirilişini heyecanla beklediğim gibi..

Ama şu an geldiğimiz nokta, üzülerek ifade etmeliyim ki, çiçek böcek edebiyatı yaparak zaman geçirilecek bir nokta değil.

Özellikle çözüm sürecinde mutlak muhatap kabul edilip iyice etkin hale getirilen seküler bir yapının sorunu daha da derinleştirdiği bir noktadayız ve bu muhatabın açığa çıkan niyetinden dolayı, klasik sözcüklerle suya sabuna dokunmamak yerine daha açık değerlendirmeler yapmak ve  hakikatleri ağızda gevelemeden konuşmak zamanı çoktan geldi ve geçiyor bile.

Yukarıda belirttiğim gibi İslami kimliği net bir şekilde kavmiyetçiliğe mani bir bölgesel muhatap olsaydı, ortaya çıkacak sonuçtan hiç kimse endişe etmez ve bu yazının yazılmasındaki gerekçe de ortadan kalkardı.

Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın baldıran zehri içerim samimiyetiyle başlattığı sürece kim destek verdiyse, İslami kimliğinden dolayı destek vermiştir. İslami pencereden olayın çözülebileceğine inandığı ve olayı yüzyıldır daha karmaşık hale getiren batıyı aradan çekip kardeşler arasındaki mesele gibi görüp halletme yoluna gittiği için destek vermiştir.

Üzülerek belirtmeliyim Erdoğan’ın oldukça samimi başlattığı bu süreç (kimler tarafından olduğunu tam kestiremediğim bir biçimde) tüm bölge insanının kaderiyle oynarcasına bir grubun eline teslim edilmiştir ki Sayın Erdoğan’da tehlikeli bir makasla yönü değiştirilmeye çalışılan gidişatı fark etmiş, hususan Dolmabahçe görüşmeleri sonrası planları deşifre olup çözüm süreci boyunca stokladığı silahları ortaya süren muhatapla bu çözümün gerçekleştirilemeyeceği gerekçesiyle süreci dondurucuya almıştır.

Henüz kim olduklarını öğrenemediğimiz makasçılar yüzünden, dondurucuya kaldırılmış sürecin mirası olarak şimdilik baskın bir grup ve yancısı olmak üzere iki grup dışında bölgede muhatap bulmak ne yazık ki zor hale getirildi.

İlk grup, İslam’dan kendini tamamen soyutlamış ve faşizan duygularla hareket eden seküler yapılardır ki, ağızlarında sakız ettikleri barış, demokrasi ve özgürlük kavramları tarihin hiçbir döneminde bu denli anlamını yitirmemişti.

Ağızda sakız edilen barış kavramının savaş, demokrasi ve özgürlük kavramlarının ise açık bir despotizm niyetiyle kullanıldığına destekçileri bile bu kadar ihtimal vermemişti.

İkinci grup ise, yancı şeklinde tanımladığım İslamcı ön eke sahip kişilerden oluşmakta ve ne yazık ki ortada gidip gelen bu gruptakiler, kendilerine yeni bir söylem geliştirmektense sol kavmiyetçi ilk grubun etkisinde sürüklenmektedir.

Hele de uzun yıllar Ankara’da mağdur İslamcı, bölgede mağrur kavmiyetçi gibi davranıp her iki taraftan beslenen bu kesimlerin son dönemlerde takındıkları tavır, tabiri caiz ise, iyice kabak tadı vermeye başlamıştır.

Bu yüzden açık yüreklilikle ifade edeyim ki, kendisine yeni bir söylem geliştiremeyen, barış, demokrasi ve özgürlük gibi sihirli sözcükleri sadece yeşile boyayıp kavmiyetçiliğini kamufle eden İslamcı Kürtlerimiz bu saatten sonra hiç inandırıcı gelmemektedir.

Hatta diyebilirim ki gerek Ankara için kaçınılmaz güvenilir muhatap rolünde alan hâkimiyeti kurarak, gerek güllük gülistanlık bir bölge söylemiyle yanıltıcı tavırlar sergileyerek bölgenin bu hale gelmesinde seküler faşist örgütlere yancı rolü bile oynamışlardır ki, ıslah olmaları için onları Allah’a havale etmekten başka çaremiz yok.

Bunları bir kenara not ediyoruz ama şu an için Kürt davasının bölgedeki en baskın muhatabı, İslam’dan kendini soyutlamış, ırkçı faşist ve sistematik yayılma ile birlikte kendi ifadeleri ile (seküler, İslamdan uzaklaştırılmış bir Kürt halkı yaratmak) amacında olan muhataptır ki bu muhatabın bölgeyi getirdiği nokta gözler önünde.

Bu saatten sonra barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlük vs. istismar edilen ne kadar söylem varsa yeniden süzgeçten geçirilmeli, hatta sonucu sulh olsun diye incitmemek için bilerek kullanılmayan sözler ve tarihi gerçekler açık açık söylenmelidir.

Daha da önemlisi benim de birçok yazımda değindiğim ve İslami nazarla çoğunluğun gönlünde onay bulmuş coğrafi Kürdistan kavramının bu muhatapla iyice siyasileştirilerek kirletildiği ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Bu yüzden geçmişten bu yana bir takım iddiaları da yeniden ele almak gerek gerekebilir.

Çok geriye gitmenize gerek yok.

Yakın tarihte batının sistematik demografik değişime dair toplum mühendisliğini ve taşeronların labaratuvar ortamında sahte tarihle oluşturdukları siyasi Kürdistan tarihini kurcalamanız yetecektir.

Anadolu sınırları içerisinde kalan bölgenin sadece 1900’lerden bu yana geçen 100 yıllık zaman dilimindeki yaşanan demografik değişime bakmanız yetecektir.

Daha geriye gidecek olursanız, Kürdistan denen bölgenin geçmişte sadece İran Kirman bölgesi ile sınırlı olduğunu, o bölgedeki Kürtlerin Osmanlı eliyle Güneydoğuya taşındığını, bölgenin eski sahipleri olan Arap ve Türkmenlerin zaman içinde Kürtlerle kaynaştığı ve birçoğunun Kürtleştiğini, tüm bunların İslam dini eksenli normal hareketlenmeler olarak kabul edildiğini göreceksiniz.

Ne var ki tarihsel seyir içerisinde normal görülen bu hareketlenme son dönemlerde farklı ülkelerin emellerini gerçekleştirmesi için tersine sayılabilecek bir fırsata dönüştürülmüştür.

Acı olan durum şu ki, kavmiyetçi duyguları okşanarak yürütülen bu gizli çalışmadan Kürt halkı bile haberdar değildir.

Kürt halkının sadece yeni topraklar ve imkânlar penceresi gösterilerek bir figüran gibi kullanıldığı bu çalışmanın arka planında Arapları bölgeden uzaklaştırmaktan tutunuz da Anadolu’yu İslam topraklarından tamamen kopartma hayallerine, Kürtleri  Şia ve komünizm arasında pay edilerek dini dönüşüme tabi tutulmasından tutunuz da, İran, İsrail ve Ermenistan’ın komşu olmasına kadar oldukça tehlikeli planlar yürütülmektedir.

Hem bunu görmek için kâhin olmaya filan gerek yok.

Sadece son 2 yıl içerisinde Suriye’nin kuzeyinde Müslüman Kürt, Arap ve Türkmenlere yaşatılan acımasız tehcirlerin ardından aynı bölgelere yerleştirilen Yezidileri, nereden geldiği belli olmayan bir takım insanları ve hatta Kürtçe öğretilmiş İsrail yerleşimcileri ve Kürtçe dili altında kamufle olmuş Ermenileri görmemiz yetecektir.

6-7 Ekim öncesi “Müslümanların Kudüs’ü ne ise Kürtlerin Kobane’si odur” şeklinde inanılmaz bir ajitasyon oluşturarak, hiçbir şeyden habersiz bölge Kürtlerini nasıl galeyana getirdiklerini hatırlamamız yetecektir.

Yüzyıl önceki evveliyatı Arap yerleşimi olan Ayn elArab’a yabancı bir şirket (Company) kurulup Kamışlı ve Amuda’dan Kürtlerin haricinde doğu vilayetlerinden işçi sıfatıyla oldukça şüpheli sayabileceğim bazı insanların getirtildiğini,  Company isminin Kompani diye okunup zamanla Kobani’ye dönüştüğünü ve Kürt tarihiyle uzaktan yakından bir alakasının olmadığını bilmek için nesiller öncesine gitmemize gerek yok.

Yine aynı şekilde Rasul Ayn (Ceylanpınar)’ın Suriye tarafındaki parçası olan Rasulayn’e ilk gelen Kürt yerleşimcinin 1924 yılında Siverek’ten gelen bir aile olduğunu ve bugün allanıp pullanıp Sere Kane diye pazarlandığını öğrenmek için de tarihin derinliklerine uğramamıza gerek yok.

Şimdi bile Derbesiye ile Afrin arasında kalan yüzlerce kilometrelik alanda, çoğunluğu Arap ve kısmen Türkmen’in yaşadığı Telabyad’ın Araplardan temizlendikten sonra kulağına 50 yıl önce konan Kürtçe ismin okunduğunu, Cerablus gibi arada kalan Arap bölgelerini batının enerji koridoru zoruyla alıp yüzlerce yıl komşu olarak yaşadığı halklara acımasız bir göç dalgası oluşturmak istediklerini görmek için gözlüğe değil, imana ihtiyacımız olduğunu belirtmeye gerek yok.

Bütün bunları Müslüman Kürt kardeşim razı mı peki? Kesinlikle hayır.

Bakmayın siz seküler faşist oluşumların bunları bütün Kürtler adına yapıyor gibi göründüklerine..

Bakmayın siz İslamcı kimliğine rağmen kavmiyet yanını okşadığı için sessiz kalan veya bunların yancısı gibi ara sıra kelamıyla bile olsa onlara destek olanlara..

Bakmayın siz bu uğurda bilinçsizce ateşin ortasına sürüklenen topluluğa..

Hiç kimse merakta kalmasın..!

İslam hamuruyla yoğrulmuş her Müslüman Kürt bu durumu iyi okuyor ve geçmişte kendisine yapılan zulümleri kabul etmediği gibi bunu da kabul etmiyor.

Her şuurlu Müslüman Kürt bunlardan bahsederken Kürtler diye bahsedilmesini hazmedemiyor ve bu hareketin kendisini asla temsil etmediğini açık açık ifade ediyor.

Hem Suriye’de yaşanan trajediyi Kürtlerin adını kullanarak yapanlar sadece onlar  değil ki..

Bu zulme seküler dinsiz Arap çapulcularda eşlik ediyor. Gayri Müslim’den dönme(me) Nusayri Araplarda ortak oluyor. Onlar da Sünni Kürt, Arap ve Türkmenlerden plana tabi olmayan kim varsa tehcire zorluyorlar. Hiçbirinin amacı bölge insanının refahı filan değil. Tam tersi Kürtlerin özgürlük aşkı üzerinden bölgeyi dinsizleştirme ve yukarıda bahsettiğim İran, İsrail ve Ermenistan arasında yem etme projesine çalışıyor hepsi.

Yazı yine uzadı. Şimdilik burada bitirip gelecek yazımızda başlatılan hendek oyununun bölgedeki Araplar üzerindeki etkisi ve batıya tehcir edilmiş Müslüman Kürtleri Türk kardeşiyle karşı karşıya getirerek yeni insan kaynağı oluşturma ve alan hakimiyetinin ardından batının bir örgüt eliyle Anadolu’nun tümünü ele geçirme hayalinden bahsedeceğim.

Sağlıcakla kalın

ustad.org.tr

@akgulahmet

en güvenilir casino sitelericanlı bahis siteleribetisttipobetbetpark
betistarzbetoleybetbetbootipobet
flaming hotdeneme bonusu veren siteler1xbetoleybetbetboo
bahis forumcanlı casino siteleribetsgiris.xyzbahis siteleritipobetsüperbetin