Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Ahmet Akgül Köşe Yazıları / Suriye Politikamıza FETÖ-MOGRAFİ

Suriye Politikamıza FETÖ-MOGRAFİ

USTAD Başkanı Akgül’ün bireysel değerledirmesi:

Bir önceki yazımda son yıllarda üst üste atlattığımız badirelerden bahsetmiş ve her badire sonrası ne yapıyoruz sorusunu sormuştum.

Bütün acı tecrübelerden sonra nokta atışı yaparak sorunu kökten çözmek yerine Erdoğan’ın karşısında yumuşak kitleleri sertleştirmeye, asıl mücadele edilmesi gereken derin unsurlardan ziyade mücadeleyi taban üzerinde yürüterek tek hedef Erdoğan olacak şekilde tabanı kin ve nefret yumağına dönüştürmeye çalışanların olduğuna dair kuşkumu paylaşmıştım.

Gezide ağaca a(l)danmış tabanı, FETÖ’da sahte yapıya a(l)danmış tabanı, PKK konusunda da özgürlüğe a(l)danmış tabanı kazanmak yerine kaybetmek, planlayıcı unsurlara karşı sonuna kadar mücadele etmek varken tabana vuran ve bunu sistematik Erdoğan düşmanlığı yumağına bilerek dönüştürmeye çalışan artniyetli uygulayıcılar olduğuna dair kuşkularımı örneklemiştim.

Hatta bu iş art niyetlilerin insafına bırakılırsa iktidarın gücünü kullanmak suretiyle bütün Ehli sünne cemaat ve tarikat tabanlarını bir cendereye koyarak Erdoğan düşmanlığını daha büyük kesimlere yaymak isteyenlere karşı dikkat uyarımı da Allah rızası için yeniden yapıyorum.

——————————————

Taban meselesini şimdilik bırakıp birazda bununla ilintili giden Suriye meselesine göz atalım.

Türkiye’nin Suriye’de halkın yanında bir duruş sergilemesi ve kardeş Suriyelilere kapılarını açması meselesini aradan yıllar geçse dahi savunmaya devam ederim.

Lakin en başından beri hiltoncu muhalifler diye tanımladığım gruplarla iş tutmasının aldatıcı olacağına dair uyarılarımı da hem Reise ulaş(tırıl)mayan değerlendirmelerimde hem açık yazılarımda her daim ifade ettim durdum.

Trajikomik bir vaka da şu ki; bölgede saha gözlemleri ve aktif iletişimleri olan ve para karşılığı değil gönüllü değerlendirmeler yapan kişilerin ulusala yansıyan bir takım uyarıları (art veya safniyet) gibi nedenlerle gündem bile olmazken, köşe kapmış aktörlerin aradan 2.5 yıl geçtikten sonra masasının başında parası karşılığı benzer ifadeleri kullanması haber merkezlerinde “Şok, Flaş” şeklinde değerlendirmelerle yerini buluyorsa eyvallah der gülümsersiniz.

Suriye’de söz sahibi olması gerekirken ne yazık ki geçmiş dönem bürokratlarımızın yanlı/ş yaklaşımları nedeniyle diskalifiye edilen Suriye iç muhaliflerinin şu an konuştuğu tek şey “Türkiye, 15 Temmuz CIA Haşhaşi darbe girişiminden sonra bizi artık anlamalıdır”

Bunu okuyunca, FETÖ ile Suriye’nin ne alakası olduğunu soranlarınız bile olmuştur.

Şimdilik CIA’nın Suriye muhalefetiyle olan ilişkisini bir kenara bırakacağım ama istihbaratların Türkiye kalesi üzerinden bölgeye muktedir olma mücadelesi verdiklerinden, Amerikan kliğinin FETÖ yapılanması, İngiliz Masonik kliğin de İrancı ve kavmiyetçi yapılar üzerinden bu mücadelesini yürüttüğünden yakın geçmişte ayrıntılarıyla bahsetmiştim.

Suriye halk hareketi Mart 2011’de başladığında (ki, hala Libya ve Mısır gibi olmadığında, tamamen Arap baharına özenen Suriyelilerin Deraa’da bu fitili dış tahrik olmaksızın doğal bir şekilde ateşlediklerini iddia etmekteyim) ilk iş olarak Ağustos 2011’de İstanbul’da bir toplantı yapılmıştı.

O toplantıya ne kadar leş kargası Suriyeli varsa üşüşmüştü. Ne kadar AB(D)’de zevk ve safahat içerisinde yaşayan aç göz Suriyeli varsa çağrı almıştı.

Bu toplantıda Meclis el-İnkad el-Vatani adı altında Esed sonrası yönetimi devralacak ilk meclis oluşturulmuştu.

Bu toplantıya katılıp apar topar meclis oluşturan 400 kişinin içinden sadece birkaç kişi Suriye sahasında halk hareketinin aktif olarak içinde bulunan isimlerdi.

Gerisi bilumum Suriye’de yaşamayan, Suriye’de tanınmayan, Suriye’yi doğru dürüst tanımayan, tabiri caizse adamdan sayılmayan ve tecavüzcüsüne aşık bireyler gibi yaşadıkları ülkelerin çıkarları adına oluşacak meclisten bedava sandalye kapmak için toplantıya gelenlerden oluşmaktaydı.

İlk meclisin kokusu çabuk çıkınca ondan 3 ay sonra sanırım Aralık 2011’de apar topar ikinci bir toplantı yapıldı ve bu toplantıda iç muhalefeti dahil edecek Burhan Galyun başkanlığında Meclis el-Vatani adı altında ikinci meclis oluşturulması kararı alındı.

Alındı alınmasına ama hem ilkinde bu hiltoncu muhaliflerin kirli çamaşırlarını ortaya çıkarma ihtimali olan muhaliflerin muhalifleri elendi. Hem iç muhalefet etnik bir ayrışma yaşamamışken açılım adı altında ikinci mecliste Kürtler ayrı değerlendirilrmek suretiyle ilk ayrışma başlatıldı. Hem de baskılar üzerine iç muhalefete ayrılan %30’luk kontenjan güvenlik gerekçesi ile isimleri saklanarak göz göre göre Suriye içlerinde canları ve mallarıyla mücadele eden gruplara hilenin büyüğü yapıldı.

En nihayetinde 2012 yılında Ahmed el-Cerba yönetiminde el-İtilaf el-Vatani adı altında üçüncü meclisle bu oyalamacalar devam etti durdu.

Peki, Türkiye bunun neresindeydi?

Bütün toplantılar İstanbul’da yapıldığına göre işin tam ortasındaydı demekten başka cevabımız var mı sizce?

Zira Böylesi hayati üç kararın alındığı üç önemli toplantıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin

  • Sevk ve idarede hiçbir dahlinin olmadığını söylemek ayrı bir dert
  • Dahli olduğunu ama bu oyunları ve perde arkasında kimlerin olduğunu bilmediğini söylemek ayrı dert
  • Bütün bunları bildiğini ve bilmesine rağmen ortak olduğunu söylemek apayrı dert.

Bildiğim kadarıyla İstanbul’daki Suriye muhalefet toplantıları Suriye İhvanı üzerinden Ahmed Ramazan ve Muhammed Arif adlarındaki şahıslar tarafından organize ediliyordu.

Üstelik bu toplantılara katılım gösteren hiltoncu muhaliflerin uçak, konaklama ve diğer masrafları bol keseden karşılanıyordu.

Ama birkaç soruya yanıt aranmadan Suriye’nin kuzeyi dâhil, giderek büyütülen kangrenin Türkiye’deki ayağını çözmek zaman alacaktır.

  • Bu organizelerden Türk yetkililer haberdar mıydı?
  • Haberdarsa bu konuda vazifeli veya perde arkasında etkili isimler kimlerdi?
  • Bu organizelerin Suriye İhvanı eliyle yapılmasını Türkiye’mi istemişti yoksa vitrine ihvanı koymak batının hedef şaşırtmacasımıydı?
  • Eğer Türkiye vitrininde ihvanın olduğu bu toplantıları istemişse gerek Türkiye’nin gerekse İhvanın mekan ve imkan dışında çağrılarda dahli olmuş mudur?
  • Dahli olmuşsa ne şekilde olmuştur?
  • Çağrı alan isimlere kimler referans olmuştur?
  • Referans olunmayan isimler ne şekilde gelmiş ve hangi hangi araştırmaya tabi tutulmuştur?
  • Bu kişiler arasında İran’la İngilizler üzerinden bağlantılı kaç isim tespit edildi.

 

Öyle ya..!

Hem hayati öneme sahip toplantılara art arda ev sahipliği gibi masraflı ama onurize edici bir görev üstleneceksiniz hem de içerik ve katılımcı yönetiminde söz sahibi dahi olmayacaksınız..

Biraz imkansız gibi bir şey.!

Son yılları dışarıda geçen Suriye İhvanının lideri Beyanuni ile sanırım 2012 veya 2013 yılları olsa gerek, İstanbul’da sohbet etme imkânı bulmuştum. Beyanuni oldukça naif tabiatlı bir Müslüman.

Lakin bu harekette en başından beri bulunupta Esed’in baskıları ve hapis cezalarına rağmen Suriye sahasında cihada devam edenlerin en büyük sitemi, batıya açılan ihvan mensuplarının bir noktadan sonra değiştiği ve batının himayesinde yol almaya başladığı ile ilgili..

Bu durumda ilk olarak başlığa uygun bir araştırma sorusu sorayım.

Bu başarısız organizelerde ülkemiz adına sorumluluk üstlenenlerin içinde CIA haşhaşileri ile bağlantılı kimseler var mıydı?

İkinci soru olarak;.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın baldıran zehri içerim kararlığıyla başlattığı ve bölgenin %30’unu oluşturan Müslüman Arapları kapsam dışı bırkmayacak şekilde düşünülen çözüm sürecinde bırakın Arap kesimin dışlanmasını, Müslüman Kürtlerin bile zor günler yaşamasına sebebp olacak şekilde sürezi bir gemiyi küçük teknelerle istenilen kıyıya çeker gibi PKK’nın tek muhataplığına çeken ve süreç boyunca yapılan canhıraş uyarıların Anakara’ya duyulmasına mani olan ekibin,

Suriye ile ilgili Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün yaklaşımı insani ve İslami iken,    Suriye’nin Kuzeyinde Anadolu ile İslam dünyası arasındaki bağları tümden kopartacak, kısa bir süre sonra yokluğa mahkum edilecek doğu bölgesini isyana sürükleyip Türkiye’nin tamamında bir iç savaş çıkartmayı planlayan yanlı/ş politikaların  kucağına çeken ekibin,

Suriye konusunda ülkemizi yıllarca yanlış muhaliflerle oyalayan ve durumun bu hale gelmesine yol açan ekip aynı ekip midir?

Açıkçası merak ediyoruz.!

————————————————

kurselseytaniakil

Tekrar olacak ama küresel şeytani aklın İslam ülkelerini iki evladı eliyle ekonomik ve ideolojik sömürüye tabi tutmakta..

İlki daha çok operasyonel güce dayalı Amerikan CIA, ikincisi toplumsal mühendislik ve sürükleyicilikte iddialı olan İngiliz Masonik klik.

İlki bu ülkenin son 40 yılına haşhaşilerle damgasını vurmak isterken, ikincisi devamlı İrancı ve kavmiyetçi yapılarla çalışmayı tercih etmiştir.

Her ne kadar 15 Temmuz darbe girişiminde İngiliz Masonik klik Amerikan CIA kliğine çalım atıp kahraman rolüne bürünmeyi ummuşsa da darbeye havlu atmayan Erdoğan’ın attığı neşterle hayal kırıklığına uğradı.

Bu yazımın Suriye ve çözüm ile ilgili anlattıklarımdan ilk bakışta İngiliz Masonik klik sürükleyici gibi görünüyorsa da Amerikan CIA kliğinin boş oturmadığını çok iyi biliyoruz.

Belki de Türkiye’nin Suriye yaklaşımını sabote etmek bu süreçlere dair yapılacak bir araştırmada küresel şeytani aklın iki evladı bir süreliğine ittifak yapmıştır.

Ne dersiniz?

Söylemek bizden araştırmak devletlümüzden.

————————————-

Söz Suriyeli muhaliflerden açılmışken..

Türkiye’de 3.5 milyon Suriyeli var. Her ne kadar bunlarla ilgili vatanını terk edip kaçmış, cihattan kaçmış gibi ithamlar varsa da eminim ülkelerine dönmeyi çok istiyorlardır. Uluslararası kamuoyunun bu misafirlerin ülkelerine dönme istediklerinin farkına varması için kendilerine yol açılmalı ve gerekirse bir takım çalışmalar başlatılmalıdır. İstanbul başta olmak üzere Gaziantep ve kalabalık oldukları diğer illerde Suriye’de yönetim taleplerini bir takım gösterilerle dillendirmelerine imkan verilmelidir.

Türkiye’nin Cerablus hamlesi geç ama yerinde bir hamledir ve Suriye içlerine sarkacak şekilde yolu açmalı ve ülkelerine dönmek ve aktif olarak ülkesinin kurtuluşunda rol almak isteyen müspet Suriyeli gruplara bunun yolu açılmalıdır.

Hem de hiç çekinmeden.

Hem de hala hatırladıkça hem o şerefsizliği yapanlara hem de bunun karşısında zamanlıca rest çekmek yerine savunmada kalındığı için vatan hamiyetiyle iki kere dişlerimi sıktığım TIR hadisesini hatırladıkça ben buradayım dercesine..

“Türkiye konuşur İngiliz ve İranlı yapar” sözünün yanlışlığını ispatlama zamanıdır.

Sağlıcakla kalın.

@akgulahmet

Yoruma kapalı.

Dzenleme alidalmis.tk