• ustadstrateji@gmail.com
  • Mardin, Konya, İstanbul, Turkey
Naci Bostancı Köşe Yazıları
Karanlıktan iktidar devşirmek

Karanlıktan iktidar devşirmek

Paylaşmak için:

Demokrasinin yerleşmediği, muktedirlerinin halka dayanmadığı ülkelerde toplumsal olaylar “görülenin” ötesinde ayrıca çözümlenmesi gereken bir arka plana sahiptirler.
Halkı kendilerini kabule zorlamak yolunda çok çeşitli teknikleri, eylemleri, olayları kullanan muktedirler, açıkçası hiçbir insani değeri, vicdanı hesaba katmaksızın davranırlar.

Her türlü gelişme, fırsat, toplumsal durum, insanlara, ülkenin geleceğine maliyetlerinden önce kendilerine sağlayacağı destek açısından değerlendirilir. İktidarı kullanma ve onun, asırlar boyunca acımasız hesaplaşmalara sebep olmuş “nema dağıtma karakteri”ni bir azınlık lehine inhisar altına alma yolundaki bir asabiyenin, halkın çoğunluğuna rağmen bu durumu sürdürebilmesi ilginç özelliklere sahiptir. Halkla bu tür muktedirler arasındaki temel çelişkiye beş yüz yıl önce dikkat çeken La Boetie, “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” kitabının daha adlandırmasında durumu özetlemiştir. Modern zamanlarda ise, geçmişe nispetle çok önemli olan “halk”ın yönlendirilmesinde mühim bir husus, tehdit altında bulundukları ve baştaki “kurtarıcılara” ram olmaları gerektiğidir. Muktedirlerin gücü sadece kendi imkânlarından, söylemlerinden, olayları provoke etme, tehdit unsurlarını destekleme gibi bir toplam repertuardan gelmez, aynı zamanda kontrol etmeye çalıştıkları toplumun gerilimlerinden, alt düzeydeki iktidar çelişkilerinden, sosyolojik değişim süreçlerinin sunduğu çatışma potansiyellerinden de etkili bir şekilde yararlanmak isterler. Bu azınlık iktidar asabiyesinin bir bakıma müttefikleri, tuhaf ve ironik şekilde yönettikleri toplumun çok çeşitli fay hatları, etnik/inanç kadastrosu ve insanların bu sınırlara atfettikleri “ayırıcı” anlamlar üzerinden teşekkül etmiş akletme biçimleridir.
Türkiye, 1980 öncesi, demokrasinin sınırlı olduğu, iktidar ilişkilerinin ve meşruluğun derin sularda kotarıldığı, halkın gördüğü resimle arka plandaki illiyet bağlarının bambaşka anlamlar taşıdığı bir ülkedir. Yukarıdaki girişte ifade edilen tüm özellikler, seksen öncesi Türkiye için geçerli olduğu gibi, sonrasında da devam etmiştir.
Darbe komisyonu olarak çalıştığımız elli yıllık vesayet dönemine ilişkin bu manada ilginç örneklere rastladık ve bunları toplumla paylaştık. Ancak hem sürenin sınırlılığı, hem arşivlerin zayıflığı hem de “minareyi çalanın kılıfını hazırlaması” sebebiyle, dipsiz kuyuyu görmekle birlikte, ışığı tüm karanlık alanlara ulaştıramadık. 12 Eylül darbesine doğru “sürüklendiğimiz” bir zamanda, bir yanda toplumsal alandaki gerilim, çatışma, mikro iktidar arayışlarının getirdiği bir kaosun olduğunu, diğer yanda ise bu kaosun vesayetçi iktidarın sürdürülmesi bakımından fırsata dönüştürmek isteyen mühendisliklerin bulunduğunu gördük. Soğuk savaş döneminin uluslararası gerilimlerinin yansıdığı bir Türkiye’de insanlar “bile isteye” çatışmayı körüklüyorlar, gönüllü bir şekilde ve kendilerine göre meşru gerekçelerle istikrarsızlığa hizmette bulunuyorlardı. Bu durumu kullanmak isteyen vesayetçi yapı ise mühendislik hesaplarının verilerine olağan dinamikleri ekliyor, onu “biraz daha” hızlandırmakta herhangi bir beis görmüyordu. Aradan otuz dört yılın geçtiği kanlı Kahramanmaraş olayları, keza Çorum, Sivas, Malatya şehirlerinde yaşanan olaylar da aynı bağlam içinde yer almaktadır. Komisyon olarak çalışmayı sürdürürken, eldeki verilerin, çeşitli tanıklıkların, o dönemde Ecevit hükümetini, istemediği sıkıyönetim kararlarını almaya zorlamak amacıyla Kahramanmaraş olaylarının çıkartıldığına yönelik kanaati pekiştirdiğini gördük. Nihayet bu çatışmalar diğer şehirlere de çeşitli nedenlerle sirayet ettirilerek ülkenin genelinde bir güvensizlik, “yarın ne olacağı, ne yaşanacağı korkusu” üretilmiş, “kurtarıcılık” için uygun bir iklim oluşturulmuştur.
Bu tespiti yaparken, her şeyin provokasyon olduğu elbette söylenemez, aksine, kültürel/kimliğe dayalı fay hatlarına, bunlara atfedilen anlamlara, buralardaki gerilim unsurlarına, bunları taşıyan, ifade eden, gönüllü şekilde bu istikrarsızlığa katkıda bulunan çevrelere de bu işlerde önemli pay düşüyor. Uzun yıllar boyunca Aleviler ve Sünniler birbirleriyle hem iyi geçinme hem de gerilim çatışma yönünde ciddi müktesebat oluşturdular. Mahremiyette ve camia içi teşekkül eden dildeki “ötekine yönelik hor görme, itibarsızlaştırma” zaman zaman açığa çıktı, bazen de kanlı sonuçlar doğurdu. Farklı anlayış, inanç, kimlik unsurlarının bir arada yaşayabileceği modern vatandaşlık kültürünün teşekkül sürecindeki, sosyal değişme ve gelişmenin de ürünü olan kültürel temaslar, bunun getirdiği “ötekini” gerçek şartlarda öğrenmeler ya da gerilimler üstlenilmesi gereken bir maliyet doğurdu. Bu gerilim dönemlerini demokrasinin ortak değerleri istikametinde aşmak için gösterilen çabalar kadar, buradan mikro iktidar çıkartmak isteyen çevrelerin “camiaya sahip çıkıyor görüntüsü altındaki” kimliğin en temel varoluş biçimine seslenen korumacı/saldırgan dili de ortaya çıktı. Aynı sosyal zemin üzerinde rekabet içinde bulundukları alternatif mikro iktidar çevrelerine karşı “daha özcü, korumacı, temsil edici” görünerek iktidar çıkartmak isteyenlerin rekabetçi tutumları, kimlik fay hatlarını keskinleştirme, ötekine yönelik saldırganlıkta kendini belirledi. Bu tutum sahiplerinin de vesayetçi yapıların doğal ya da “suni” müttefikleri olduğu açıktır.
Darbeleri inceleme komisyonu olarak elli yıllık döneme ait çok çeşitli olayları ele aldık. Bunlardan birisi de karanlık/kanlı Kahramanmaraş trajedisiydi ve sayısız katliam, cinayet olaylarıyla birlikte onu da değerlendirdikten sonra, hususen incelenmesi gereken konulardan birisi olarak Kahramanmaraş olaylarını da sonuç kısmında dile getirdik. Olayların yıldönümü münasebetiyle yapılan kimi açıklamalara bakıldığında, darbe komisyonunun 173 satırla bu önemli olaydan bahsettiği, olayı örtbas etmeye çalıştığı iddiasının dile getirildiğini hayretle gördük. Fakat hayret etmediğimiz husus, geçmişteki örneklerine benzer şekilde, Alevi camiası üzerinde iktidar aramaya çalışan çevrelerin raporu doğru dürüst okumadığı, okumaya lüzum görmediği ama onu popüler tarzda kendi iktidar arayışına uygun şekilde kullanma yolunda kendini serbest gördüğüydü. Çatışma üzerinden iktidarları için dayanak arayanlar, doğurdukları şartların altında kalırlar. Tüm demokratlara düşen ise kimliği, inancı, dünya görüşü ne olursa olsun ucuz polemikleri, kimliklerin “parlattıkları keskinliklerinin göz alıcı ve büyüleyici ışıltısı” üzerine yürütülen siyasetleri, başkalarının acılarından iktidar çıkartmak isteyenleri teşhir etmek olmalıdır.
Prof. Dr. Naci BOSTANCIAmasya Milletvekili
en güvenilir casino sitelericanlı bahis siteleribetisttipobetbetpark
tipobetyouwin destek sitesibetmatik1xbetsüpertotobet girişbetexper7li slot oyunlarımavibet
betistarzbetoleybetbetbootipobet
https://girisf1.com/https://bahistv.xyz/
flaming hotdeneme bonusu veren siteler1xbetoleybetbetboo
bahis forumcanlı casino siteleribetsgiris.xyzbahis siteleritipobetsüperbetin
süpertotobetonwintipobet365slot oyunlarıçevrimsiz bonus veren siteler
betpergirisf1.comtvbahis.xyzbonus veren bahis sitelerilisanslı casino siteleri